Eve iş getirmek istemiyorum.
Hatta bu durumdan nefret ediyorum ama
3 kişilik çalışıp tek kişilik maaş alınca,
Raporları yapmaya zaman yetmeyince
Ve bunu yapmak zorunda olunca
Mecbur kalıp o eşşek ölüsü gibi laptop'ı taşıyorsun eve.
Çünkü şirket serverına bağlanman lazım.
Ertesi günün işlerini halletmen gerek.
Ama yarın sabaha yetişmesi gereken raporu,servera bağlanamazsan nasıl yapabilirsin?
Neye yanayım ben şimdi?
O aptal bilgisayarı eve getirip 4 kat merdiven tırmandığımamı yoksa yarın sabah yaşayacağım nasıl yetiştiricem stresine mi?
Özi
8 Nisan 2009 Çarşamba
7 Nisan 2009 Salı
DERGİ ABONELİKLERİ
Bugün mail kutuma düşen bir mail sayesinde,
Bütün dergilere abone olup,okuyasım geldi.
Bütün dergiler neredeyse yarı fiyatına hatta belki de daha bile ucuza satılıyor.
İlginizi çeker mi bilmem,hadi buyrun bakalım....
www.444dergi.com
Bütün dergilere abone olup,okuyasım geldi.
Bütün dergiler neredeyse yarı fiyatına hatta belki de daha bile ucuza satılıyor.
İlginizi çeker mi bilmem,hadi buyrun bakalım....
www.444dergi.com
4 Nisan 2009 Cumartesi
Kararsız bir ben:)
Dışarıda bahara yakışır pırıl pırıl bir hava var.
Güneş,tüm cömertliğiyle yüzünü göstermiş bana gülümsüyor.
En rahat kıyafetleri giyip,kocaman güneş gözlüklerimi takıp
Sahilde bir yerde ,denize karşı
Ayaklarımı da uzatıp kitap okuyasım var.
Ama bunun yanında gitmezsem içimin rahat etmeyeceği bir seminer de var.
Ne yapmalı bilemedim ki şimdi:)
Özi
Güneş,tüm cömertliğiyle yüzünü göstermiş bana gülümsüyor.
En rahat kıyafetleri giyip,kocaman güneş gözlüklerimi takıp
Sahilde bir yerde ,denize karşı
Ayaklarımı da uzatıp kitap okuyasım var.
Ama bunun yanında gitmezsem içimin rahat etmeyeceği bir seminer de var.
Ne yapmalı bilemedim ki şimdi:)
Özi
2 Nisan 2009 Perşembe
iç huzuru...
Bugün başımdan geçenleri, nisan ayının bana getirdiği sürprizleri eginin yerinde ayrıntısı ile anlattım. Ama orda yazmayı unuttuğum daha doğrusu yazının sonlanması gerektiği bir an oldu ve bir olayı yazamadım. Onu da buraya yazayım dedim...
Bugün muhtara gittim, gözümde sevinç gözyaşları ile, yeni işim için ikametgah almaya, orada da işimi çabucak halledip tam çıkıyordum ki karşı odadaki sağlık ocağının kapısındaki tabela ile göz göze geldim. Tabelada "Organ Bağış Birimi" yazıyordu. Organ bağışı o kadar uzun zamandır aklımda olan, ama nereye başvuracağımı bilmediğim, belki de ertelediğim, asıl iş olarak edinmediğim ama heeep istediğim bir şeydi. Girdim, formumu doldurdum, kartımı aldım. Evet bir gün başıma bir şey gelecek olursa, bu birilerinin işlerine yarayabilecek. İçeride bulunan bir hasta benim organ bağışı ile ilgilendiğimi duyunca seslendi bana, bu gece öyle bir huzurla uyuyacaksın ki inanamayacaksın dedi. Saat o kadar geç oldu ki iyi uyuyacağım kesin ama huzurlu olacağına da eminim :) Gerçekten kendimi iyi hissettim kartımı elime alınca. Formda şöyle bir bölüm var, "beyin ölümünüz gerçekleştiğinde iletişime geçilmesini istediğiniz kişi" ben de oraya ablamın adını yazdırdım. O hayatımızdaki her sağlık olayı ile ilgili ya, akşam telefonda konuştuğumuzda ona söylemeyi unuttum, sonra tekrar arayıp
-Özlem Abla bugün organlarımı bağışladım, eğer beyin ölümüm gerçekleşirse seni arayacaklar dedim.
Nasıl ne diyorsun sen o nasıl laf hayırdır intiharı mı düşünüyorsun diyip bayağı bir dalga geçti benimle böyle şey denir mi, hem de bunun için aranıp denir mi diye, annemi arayıp söyleyeyim mi dikkat etsin sana diye:))
Hayıır hayııır hiiiç öyle bir niyetim yok, hazır şansım dönmüşken, işimi bulmuşken aklımdan geçecek son şey bile olmaz merak etme, iyiyim ve adi polly olarak yeniden sahnelerdeyim:))
organ bağışçısı
egi
Bugün muhtara gittim, gözümde sevinç gözyaşları ile, yeni işim için ikametgah almaya, orada da işimi çabucak halledip tam çıkıyordum ki karşı odadaki sağlık ocağının kapısındaki tabela ile göz göze geldim. Tabelada "Organ Bağış Birimi" yazıyordu. Organ bağışı o kadar uzun zamandır aklımda olan, ama nereye başvuracağımı bilmediğim, belki de ertelediğim, asıl iş olarak edinmediğim ama heeep istediğim bir şeydi. Girdim, formumu doldurdum, kartımı aldım. Evet bir gün başıma bir şey gelecek olursa, bu birilerinin işlerine yarayabilecek. İçeride bulunan bir hasta benim organ bağışı ile ilgilendiğimi duyunca seslendi bana, bu gece öyle bir huzurla uyuyacaksın ki inanamayacaksın dedi. Saat o kadar geç oldu ki iyi uyuyacağım kesin ama huzurlu olacağına da eminim :) Gerçekten kendimi iyi hissettim kartımı elime alınca. Formda şöyle bir bölüm var, "beyin ölümünüz gerçekleştiğinde iletişime geçilmesini istediğiniz kişi" ben de oraya ablamın adını yazdırdım. O hayatımızdaki her sağlık olayı ile ilgili ya, akşam telefonda konuştuğumuzda ona söylemeyi unuttum, sonra tekrar arayıp
-Özlem Abla bugün organlarımı bağışladım, eğer beyin ölümüm gerçekleşirse seni arayacaklar dedim.
Nasıl ne diyorsun sen o nasıl laf hayırdır intiharı mı düşünüyorsun diyip bayağı bir dalga geçti benimle böyle şey denir mi, hem de bunun için aranıp denir mi diye, annemi arayıp söyleyeyim mi dikkat etsin sana diye:))
Hayıır hayııır hiiiç öyle bir niyetim yok, hazır şansım dönmüşken, işimi bulmuşken aklımdan geçecek son şey bile olmaz merak etme, iyiyim ve adi polly olarak yeniden sahnelerdeyim:))
organ bağışçısı
egi
31 Mart 2009 Salı
GÜZEL YÜREKLİ SARDUNYA
Sevgili Sardunya ne güzel şeyler yapıyor.
Şimdide ihtiyacı olanlara yardımı teşvik etmeye çalışıyor,kendi imkanlarınca.
Herhangi bir sivil toplum örgütüne bağış yapıyorsunuz..minimum 5 TL..Güzel yürekli Sardunya ise kendi yaptığı rengarenk kolyeleri bileklikleri ödemesi size ait olmak üzere gönderiyor.Aşağıda da Sardunya'dan bir alıntı size...
İnanmayacaksınız ama
İster insan hakları ister kadın hakları ister hayvan hakları ister çevre hakları...
İstediğiniz ürünü ücretsiz almak için kafanıza yatan, içinize sinen dernek/vakıf/sivil toplum örgütüne bağış yapmanız yeterli... Sağcı, solcu, feminist, anarşist.... Kısıtlamasız.
Bağışınızı istediğiniz yere yapın (google'dan derneklere kolayca ulaşabilirsiniz). Bana yaptım diye e-posta gönderin.
Sonra istediğiniz ürün adresinize postalanacak. Kargo ücreti size ait olacak.
Bu kadar basit.
Anlamayanlara birde aşağıdaki dipnot:
Yaptığım minnacık şeyleri Stüdyo'da satıyor gibi görünsem de aslında satmıyorum. Siz istediğiniz herhangi bir sivil toplum örgütüne bağış yapın, bana bildirin. İstediğiniz ürünü göndereyim. Kargo size ait. Bağış yaptığımı nerden bileceksin derseniz stüdyo "sütüne vicdanına" prensibine dayalı olarak çalışmaktadır. Maksat iyi niyet:) Maksat sivilleşmek.
Sardunya'nın stüdyosuna buyrun o zaman.....
Hemen bir TIK.....
Özi
Şimdide ihtiyacı olanlara yardımı teşvik etmeye çalışıyor,kendi imkanlarınca.
Herhangi bir sivil toplum örgütüne bağış yapıyorsunuz..minimum 5 TL..Güzel yürekli Sardunya ise kendi yaptığı rengarenk kolyeleri bileklikleri ödemesi size ait olmak üzere gönderiyor.Aşağıda da Sardunya'dan bir alıntı size...
İnanmayacaksınız ama
İster insan hakları ister kadın hakları ister hayvan hakları ister çevre hakları...
İstediğiniz ürünü ücretsiz almak için kafanıza yatan, içinize sinen dernek/vakıf/sivil toplum örgütüne bağış yapmanız yeterli... Sağcı, solcu, feminist, anarşist.... Kısıtlamasız.
Bağışınızı istediğiniz yere yapın (google'dan derneklere kolayca ulaşabilirsiniz). Bana yaptım diye e-posta gönderin.
Sonra istediğiniz ürün adresinize postalanacak. Kargo ücreti size ait olacak.
Bu kadar basit.
Anlamayanlara birde aşağıdaki dipnot:
Yaptığım minnacık şeyleri Stüdyo'da satıyor gibi görünsem de aslında satmıyorum. Siz istediğiniz herhangi bir sivil toplum örgütüne bağış yapın, bana bildirin. İstediğiniz ürünü göndereyim. Kargo size ait. Bağış yaptığımı nerden bileceksin derseniz stüdyo "sütüne vicdanına" prensibine dayalı olarak çalışmaktadır. Maksat iyi niyet:) Maksat sivilleşmek.
Sardunya'nın stüdyosuna buyrun o zaman.....
Hemen bir TIK.....
Özi
24 Mart 2009 Salı
Hayaller güzeldir hep...
Üniversitedeyken
Ev arkadaşımı daha böcek ilan etmemişken,
Onun odasında hayaller kurardık.
Belki hayal değildi ama hayattan beklentilerimizdi konuştuğumuz...
Beni nedense yazar kategorisine oturtuyorduk.
Tesadüfen fark edilen ama sonradan herkesin tanıdığı bir yazar oluyordum.
İmza günlerim oluyordu falan filan işte...
Düşündüm de öyle büyük çaplı şeylere de gerek yok ki.
Şöyle bir dergide,gazetede ufacık bir alanda yazsam bir kaç satır.
Kendimi anlatsam,yaptığımı gezdiğimi,gördüğümü anlatsam...
Kader belli mi olur karşımıza neyi nasıl çıkartacağı.
Ben isterim sadece..
Aklıma geldi işte,
Nerden geldiyse artık.
Olmaz mı ki?
Belki olur...
Özi
Ev arkadaşımı daha böcek ilan etmemişken,
Onun odasında hayaller kurardık.
Belki hayal değildi ama hayattan beklentilerimizdi konuştuğumuz...
Beni nedense yazar kategorisine oturtuyorduk.
Tesadüfen fark edilen ama sonradan herkesin tanıdığı bir yazar oluyordum.
İmza günlerim oluyordu falan filan işte...
Düşündüm de öyle büyük çaplı şeylere de gerek yok ki.
Şöyle bir dergide,gazetede ufacık bir alanda yazsam bir kaç satır.
Kendimi anlatsam,yaptığımı gezdiğimi,gördüğümü anlatsam...
Kader belli mi olur karşımıza neyi nasıl çıkartacağı.
Ben isterim sadece..
Aklıma geldi işte,
Nerden geldiyse artık.
Olmaz mı ki?
Belki olur...
Özi
23 Mart 2009 Pazartesi
Gidin başımızdan pis sıkıntılar...
Kuzum gene yorum yazacaktım yazına ama baktım gene uzuuun bir yorum olacak gene yazıya çeviyorum...
Gerçekten çok sıkıntılı bir yazı olmuş, ama hayat bence şu günlerde iş konusunda herkesin çook fazla üstüne gidiyor. Şu lanet olasıca kriz lafı hayatımıza o kadar girdi ki ve hatta daha da fazlası hayatımızı esir aldı! Evde kriz, işte kriz, otobüste kriz, televizyonda kriz, çarşıda, pazarda her yerde her yerde...
İş konusunda beklentilerimiz o kadar benziyor ki, gerçi hayata bakışımızın tamamının da benzeştiğini ikimiz de gayet iyi biliyoruz.
Artık neden işe eskisi gibi zevkle gidemediğini irdelersek gene karşımıza o kocaman KRİZ!!! kelimesi çıkacak.
Sizin firma -ki hedeflerinden biri "hem çalış hem eğlen"di diye hatırlıyorum-bile yıllık toplantısını sıkıcı bir ofis toplantısına çeviriyorsa; hakkınız olan terfileri, primleri kaldırıyorsa; çalışanlarının sayısını azaltıyorsa ve her iş gününde firmada çalışan -ne kadar iyi bir eleman olsa da- aklında ya bugün sıra bendeyse diyebiliyorsa; yöneticiler çalışanların hayatının tak gailesinin çalışmak olduğunu düşünmeye başladıysa ve 24 saat hayatlarında sadece işlerini düşünmelerini talep edecek kadar, baskı yapacak kadar çirkinleştilerse; işleri 3 kişinin yapması gerekirken, tek kişiye yükleyip, üstüne üstlük ondan da süperman etkisi görmek istiyorlarsa; bu KRİZ'e ve
Ülkeyi, bizleri, çalışanları (ve artık çalışacak bir işleri olmayanları), 50 senedir tüccarlık yapan ama elinde avucunda hiç bir şeyi kalmayan ama hala kredi borçları ile uğraşan ne yapacağını bilemeyenleri, evini, barkını satmak zorunda kalanları, 10 senede adım adım büyüttükleri şirketleri gözlerinin önünde iflasa giderken izlemekten başka çaresi olmayanları, babasının dükkanına müşterinin gelmediğini, babasının mal satamadığını sezip anlayacak ve bunu kendine dert edecek kadar zeki olan ve henüz 7 yaşında olan çocukları,
bu hale getirenlere gerçekten lanet olsun!!!
Sıkıntılı bir havayı dağıtmak gerekirken uzun zamandır fazlaca dolduğum bir konuya fazlasıyla değindin sanırım...
O sıkıntı, bunalım, karışıklık halleri bende bayağı bir süredir mevcut biliyorsun.Ve ne zamandır sıkıntı da olsa yaz rahatlarsın diyordun, sen rahatladın mı bilmiyorum ama ben de gözyaşları ile daha da çok hırslandım gibi geliyor. Daha da acısı bu durumdan çıkmak için ne yapılacağını bilememek, krizle boğuşamamak, krize yenik düşmekten korkmak, belki de yenik düştüğünü bilmek, bir şey yapamamak, belki de çırpınamamak bile...
Ama gerçekten çoooook sıkıldııım...
Daha da kötüsü ne biliyor musun?
Ne zamandır beklediğimiz fasılımızda, kafamda bu türlü milyonlarca düşünce uçarken, nasıl başladığını nasıl bittiğini anlayamamış olmak; bir yandan gülerken, bir yanda akılda hep bunların olması ve ilk defa bir çok eğlendikte olduğumuz mekandan çok, başka başka yerlerdeydim. Günlerdir bekliyordum, hatta gelmek için daha başka ne sıkıntılarla uğraştığımı biliyorsun, rahatlamak için bir şans olacak sanıyordum ama bunda bile olmadı...
Tek derdimiz; zevk alacağımız bir iş, bu, bu kadar imkansız mı??? Yoksa bu artık lüks mü? Tek derdimiz iş mi olmalı??? Şimdi dert kelimesini kullanırken de aklıma "sağlık" geldi, hep demez miyiz Allah çaresiz dert vermesin diye, gene yanlış dertlerle mi uğraşıyoruz? Sağlığımız yerindeyse, diğerlerini dert etmek ahmaklık mı? Off bu saatten sonra anca soru çoğalıyor, ne cevap ne de çözüm bulamayacak gibiyim, sanırım en iyisi yazıyı burda bitirmek.
nokta
Gerçekten çok sıkıntılı bir yazı olmuş, ama hayat bence şu günlerde iş konusunda herkesin çook fazla üstüne gidiyor. Şu lanet olasıca kriz lafı hayatımıza o kadar girdi ki ve hatta daha da fazlası hayatımızı esir aldı! Evde kriz, işte kriz, otobüste kriz, televizyonda kriz, çarşıda, pazarda her yerde her yerde...
İş konusunda beklentilerimiz o kadar benziyor ki, gerçi hayata bakışımızın tamamının da benzeştiğini ikimiz de gayet iyi biliyoruz.
Artık neden işe eskisi gibi zevkle gidemediğini irdelersek gene karşımıza o kocaman KRİZ!!! kelimesi çıkacak.
Sizin firma -ki hedeflerinden biri "hem çalış hem eğlen"di diye hatırlıyorum-bile yıllık toplantısını sıkıcı bir ofis toplantısına çeviriyorsa; hakkınız olan terfileri, primleri kaldırıyorsa; çalışanlarının sayısını azaltıyorsa ve her iş gününde firmada çalışan -ne kadar iyi bir eleman olsa da- aklında ya bugün sıra bendeyse diyebiliyorsa; yöneticiler çalışanların hayatının tak gailesinin çalışmak olduğunu düşünmeye başladıysa ve 24 saat hayatlarında sadece işlerini düşünmelerini talep edecek kadar, baskı yapacak kadar çirkinleştilerse; işleri 3 kişinin yapması gerekirken, tek kişiye yükleyip, üstüne üstlük ondan da süperman etkisi görmek istiyorlarsa; bu KRİZ'e ve
Ülkeyi, bizleri, çalışanları (ve artık çalışacak bir işleri olmayanları), 50 senedir tüccarlık yapan ama elinde avucunda hiç bir şeyi kalmayan ama hala kredi borçları ile uğraşan ne yapacağını bilemeyenleri, evini, barkını satmak zorunda kalanları, 10 senede adım adım büyüttükleri şirketleri gözlerinin önünde iflasa giderken izlemekten başka çaresi olmayanları, babasının dükkanına müşterinin gelmediğini, babasının mal satamadığını sezip anlayacak ve bunu kendine dert edecek kadar zeki olan ve henüz 7 yaşında olan çocukları,
bu hale getirenlere gerçekten lanet olsun!!!
Sıkıntılı bir havayı dağıtmak gerekirken uzun zamandır fazlaca dolduğum bir konuya fazlasıyla değindin sanırım...
O sıkıntı, bunalım, karışıklık halleri bende bayağı bir süredir mevcut biliyorsun.Ve ne zamandır sıkıntı da olsa yaz rahatlarsın diyordun, sen rahatladın mı bilmiyorum ama ben de gözyaşları ile daha da çok hırslandım gibi geliyor. Daha da acısı bu durumdan çıkmak için ne yapılacağını bilememek, krizle boğuşamamak, krize yenik düşmekten korkmak, belki de yenik düştüğünü bilmek, bir şey yapamamak, belki de çırpınamamak bile...
Ama gerçekten çoooook sıkıldııım...
Daha da kötüsü ne biliyor musun?
Ne zamandır beklediğimiz fasılımızda, kafamda bu türlü milyonlarca düşünce uçarken, nasıl başladığını nasıl bittiğini anlayamamış olmak; bir yandan gülerken, bir yanda akılda hep bunların olması ve ilk defa bir çok eğlendikte olduğumuz mekandan çok, başka başka yerlerdeydim. Günlerdir bekliyordum, hatta gelmek için daha başka ne sıkıntılarla uğraştığımı biliyorsun, rahatlamak için bir şans olacak sanıyordum ama bunda bile olmadı...
Tek derdimiz; zevk alacağımız bir iş, bu, bu kadar imkansız mı??? Yoksa bu artık lüks mü? Tek derdimiz iş mi olmalı??? Şimdi dert kelimesini kullanırken de aklıma "sağlık" geldi, hep demez miyiz Allah çaresiz dert vermesin diye, gene yanlış dertlerle mi uğraşıyoruz? Sağlığımız yerindeyse, diğerlerini dert etmek ahmaklık mı? Off bu saatten sonra anca soru çoğalıyor, ne cevap ne de çözüm bulamayacak gibiyim, sanırım en iyisi yazıyı burda bitirmek.
nokta
22 Mart 2009 Pazar
Sıkıldım artık ......
İş konusunda hiçbir zaman büyük hırslarım olmadı benim.
Yönetici olayım,şöyle yapayım,bunun ayağını kaydırayım demedim hiç.
İşten beklediğim ise çok şey değil aslında.
Her gün zevkle geleyim şirkete
İşimi en mükemmel şekilde yapıp,detayları atlamıyayım.
Yaptıklarımın sonucunda takdir edileyim,en azından eline sağlık bu ne çok işimize yaradı densin,
Bir de emeğimin karşılığını alayım bu kadar.
Çok mu büyük ,olmuyacak şeyler mi istiyorum acaba diye düşünüyorum bu aralar.
Çünkü böyle hissesiyorum.
Bu beklentilerimin ne kadarı gerçekleşiyora gelince de,
Artık nedense zevkle gidemiyorum şirkete!!!
Her gün başka bir stres,
Acaba bugün ne olucak ne sorusu beynimde dolanıp duruyor...
Elimden gelenin en iyisini yapıyorum
Bu konuda öylesine içim rahat ki...
3 kişilik çalışıyorum,
Hiç abartmıyorum 3 kişinin ancak yapabileceği şeyi yapıyorum.
Ama yine de terfi etmiyorum,ettirilmiyorum,extra prim almıyorum.
Çünkü işlerine yarıyorum.
Beni yerimden oynatmaları,yerime birinin gelmesi
Benim işi öğretmem uzun iş.
Kimsenin beklemeye tahammülü yok ki.
Yeter ki işler yürüsün.
Benim beklentimin koskaca şirketin çıkarlarının yanında ne önemi var ki???
Ben neyim ki, gidersem başkası gelir
Bu çark bir şekilde işler nasılsa.
İşte çalışıyorum,evde çalışıyorum,mola kullanmıyorum ama yaranamıyorum.
Hep daha fazlası bekleniyor.
Raporlu olduğum dönemde toplantı yapılıyor ve benim iş yüküm artıyor.
Artıyor demek bile az bir kelime belki de.
Tabir-i caizse şu anda yaptıklarıma ilaveten bir ton angarya iş daha yükleniyor.
Sanki şimdiye kadar boş oturuyormuşum gibi ekleniyor da ekleniyor.
Sesim çıkmıyor
Keşke çıksa ama çıkamıyor
Kısaca eşşek olunca semer vuran çok oluyor
Ve bu yaptıklarım yetmiyor
Daha çok olmalı diyor yöneticim.
Daha çok insiyatif almalıymışım,daha çok düşünüp farklı şeyler de yaratmalıymışım.
Zaman diyorum,peki ne zaman bunu yapıp eyleme geçiricem diyorum.
Verdiği cevap daah bir bomba..
İş yerinde düşünmeme gerek yokmuş,yolda düşünebilirmişim,serviste düşünebilirmişim
evde düşünebilirmişim.
Yani mekan fark etmezmiş.Saolsun alternatifleri tıkır tıkır sıralıyor.
Tamam diyorum düşünücem.
Bu da beni çok kötü etkiliyor.
Motivasyonum düşüyor,kendimi kötü hissediyorum çünkü hissettiriliyorum.
Fikrine güvendiğim bir arkadaşımla konuşuyorum,
Hayır demeyi bilmiyorsun normalde ama iştede demiyorsun bunu öğrenmek zorundasın diyor.
Çok haklı...
Ama nasıl ben onu bilmiyorum işte.
Hayır demeyi öprenmek,yapamıyorum demeyi öğrenmek istiyorum hem de çok.
Bütün bunlara rağmen güler yüzümü eksik etmiyorum onlardan,işimi en iyi şekilde yapmaya devam ediyorum...
Kimseye eyvallahım olmasaydı keşke..
Yeter artık deyip çekip gidebiseydim.
Çok sıkılıyorum bu aralar.
Ağlıyorum şimdi sinirden,yazıyorum.
Yazdıkça okuduklarıma bu sefer de ağlıyorum.
Bunaldım,yoruldum,karıştım.....
Ö
Yönetici olayım,şöyle yapayım,bunun ayağını kaydırayım demedim hiç.
İşten beklediğim ise çok şey değil aslında.
Her gün zevkle geleyim şirkete
İşimi en mükemmel şekilde yapıp,detayları atlamıyayım.
Yaptıklarımın sonucunda takdir edileyim,en azından eline sağlık bu ne çok işimize yaradı densin,
Bir de emeğimin karşılığını alayım bu kadar.
Çok mu büyük ,olmuyacak şeyler mi istiyorum acaba diye düşünüyorum bu aralar.
Çünkü böyle hissesiyorum.
Bu beklentilerimin ne kadarı gerçekleşiyora gelince de,
Artık nedense zevkle gidemiyorum şirkete!!!
Her gün başka bir stres,
Acaba bugün ne olucak ne sorusu beynimde dolanıp duruyor...
Elimden gelenin en iyisini yapıyorum
Bu konuda öylesine içim rahat ki...
3 kişilik çalışıyorum,
Hiç abartmıyorum 3 kişinin ancak yapabileceği şeyi yapıyorum.
Ama yine de terfi etmiyorum,ettirilmiyorum,extra prim almıyorum.
Çünkü işlerine yarıyorum.
Beni yerimden oynatmaları,yerime birinin gelmesi
Benim işi öğretmem uzun iş.
Kimsenin beklemeye tahammülü yok ki.
Yeter ki işler yürüsün.
Benim beklentimin koskaca şirketin çıkarlarının yanında ne önemi var ki???
Ben neyim ki, gidersem başkası gelir
Bu çark bir şekilde işler nasılsa.
İşte çalışıyorum,evde çalışıyorum,mola kullanmıyorum ama yaranamıyorum.
Hep daha fazlası bekleniyor.
Raporlu olduğum dönemde toplantı yapılıyor ve benim iş yüküm artıyor.
Artıyor demek bile az bir kelime belki de.
Tabir-i caizse şu anda yaptıklarıma ilaveten bir ton angarya iş daha yükleniyor.
Sanki şimdiye kadar boş oturuyormuşum gibi ekleniyor da ekleniyor.
Sesim çıkmıyor
Keşke çıksa ama çıkamıyor
Kısaca eşşek olunca semer vuran çok oluyor
Ve bu yaptıklarım yetmiyor
Daha çok olmalı diyor yöneticim.
Daha çok insiyatif almalıymışım,daha çok düşünüp farklı şeyler de yaratmalıymışım.
Zaman diyorum,peki ne zaman bunu yapıp eyleme geçiricem diyorum.
Verdiği cevap daah bir bomba..
İş yerinde düşünmeme gerek yokmuş,yolda düşünebilirmişim,serviste düşünebilirmişim
evde düşünebilirmişim.
Yani mekan fark etmezmiş.Saolsun alternatifleri tıkır tıkır sıralıyor.
Tamam diyorum düşünücem.
Bu da beni çok kötü etkiliyor.
Motivasyonum düşüyor,kendimi kötü hissediyorum çünkü hissettiriliyorum.
Fikrine güvendiğim bir arkadaşımla konuşuyorum,
Hayır demeyi bilmiyorsun normalde ama iştede demiyorsun bunu öğrenmek zorundasın diyor.
Çok haklı...
Ama nasıl ben onu bilmiyorum işte.
Hayır demeyi öprenmek,yapamıyorum demeyi öğrenmek istiyorum hem de çok.
Bütün bunlara rağmen güler yüzümü eksik etmiyorum onlardan,işimi en iyi şekilde yapmaya devam ediyorum...
Kimseye eyvallahım olmasaydı keşke..
Yeter artık deyip çekip gidebiseydim.
Çok sıkılıyorum bu aralar.
Ağlıyorum şimdi sinirden,yazıyorum.
Yazdıkça okuduklarıma bu sefer de ağlıyorum.
Bunaldım,yoruldum,karıştım.....
Ö
19 Mart 2009 Perşembe
Yeşilçam
Sıkışık zaman dilimlerine sıkıştırılan güzel an'lar...
Yeşilçam cafe'de bir dostla içilen sıcacık bir kahve,
Duvarlarda Aliye Rona ,Ayhan Işık resimleri...
Orda çalışan garson çocuğun falda ister misiniz diye
40 kere yanımıza gelmesi
Bizim,hayır istemiyoruz dememize rağmen
Ama kahveyle bedava ,baktırın diye ısrarcı olması.
Falan filan işte.
Bir de ojelerimle süper uyumlu menü:)

Özi
Yeşilçam cafe'de bir dostla içilen sıcacık bir kahve,
Duvarlarda Aliye Rona ,Ayhan Işık resimleri...
Orda çalışan garson çocuğun falda ister misiniz diye
40 kere yanımıza gelmesi
Bizim,hayır istemiyoruz dememize rağmen
Ama kahveyle bedava ,baktırın diye ısrarcı olması.
Falan filan işte.
Bir de ojelerimle süper uyumlu menü:)

Özi
16 Mart 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)